4000 hekim İstanbul'a geldi geçen ay. Kimi nörolog, kimi psikiyatrist, kimi akupunkturcu, kimi birşeyolog, kimi başkabirşeyolog. Ortak noktaları, ağrı uzmanı olmaktı. Geliş sebepleri de 5. Avrupa Ağrı Kongresi. Ortak söylemleri şu: "Ağrı vücütta beliren bir arızanın göstergesidir. Ama onu geçirmek için ille de o arızayı gidermek gerekmez. Şifası olmayan arızanın ağrısını niye çekesiniz?"
Bu ağrıbilimi öyle çok eskiye dayanan bir uzmanlık alanı değil. Teknolojinin gelişmesiyle dallanıp budaklanan tıbbın genç dallarından. Bu yüzden 'Ortopedide Manyetik Termal Düzenleme' gibilerinden, bizim için ne idüğü flu terimler sözkonusu tabi. Eskiden de öyleydi. Tıbbi terimleri anlamazdık. Bundan sonra da öyle olacak. Ama anlamamız, farkında olmamız ve unutmamamız gerekenler var. Çok işlemcili bir mpeg3 çaların yeni versiyonundaki gelişmeleri nasıl takip ediyor, T750'nin ekran çözünürlüğünün kaç piksel olduğunu nasıl ezberden söylüyorsak ve dahi, Intel işletim sisteminin iBook Pro'ya ne kattığını nasıl bellemişsek, tıptaki teknoloji gelişiminden de öyle haberdar olmalıyız.
EFIC'in düzenlediği Avrupa Ağrı Kongresi'nde şu açıklama yapıldı: Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, 60 yaş üzerindeki dünya nüfusu 2000 yılında 600 milyonken, 2025 yılında 1,2 milyar, 2050 yılında ise 2 milyar olacak! "Bize ne yaşlılardan..." demeyin. Zaten böyle demeyesiniz diye hepimizin yaşlı olacağı zamanın rakamı veriliyor. Yani şimdi biz o teknolojiye çok meraklı genç T3 okurları olarak, zamanı gelince 'yaşlı ve teknolojiye meraklı' topluluğuna dahil olacağız. Bir ihtimal, gelişmiş bir ülkenin yaşlıları olacağız. İşte bu daha kötü. Sıkı durun, çünkü gelişmiş ülkelerde en hızlı büyüyen nüfus grubu 80 yaş üzeri. Yani yaşa bağlı ağrı sıklığında artış olması kaçınılmaz. Şimdi esas inanılmaz veriye geliyoruz. Araştırmalar, 65 yaş üzerindeki kanser hastalarından her gün ağrısı olanların dörtte birinden fazlasının ağrı kesici kullanmadığını gösteriyor. Hayda... niye kullanmıyorlar dersiniz? Gelişmiş melişmişler ama ağrıdan kurtulamama sebepleri tedaviden habersiz olmaları.
Buyrun bakalım. Biz de öyle mi olacağız acaba? Buna 40 yaş sendromu dendiğini biliyorum. Olsun, ben yine de hatırlatayım. Yarın bir gün kıçınız başınız ağrımaya başladığında hatırlarsınız. O zaman gelince "Keşke iPod üzerine bu kadar yazı okuyacağıma, biyomanyetik teknolojinin platine tertiplenmesiyle doğal iyileşmenin hızlanması üzerine de iki satır okusaydım" demeyin. Diyecekseniz, şimdi deyin. Çünkü yaşlı gözlerle geleceğin hekimlerine gidip, "Şuram ağrıyoo doktor bey" dediğinizde, emin olun o da size "Şu hapı iç geçer" demeyecek. Size uygun bir teknoloji önerecek. İşte o kaçınılmaz an geldiğinde şifanın hangi mikroçipte olduğundan emin olmak için araştırmaya başlayacaksınız. Nasıl olsa o gün de Google ya da bir benzeri -kitap okumama nedeni- olacaktır. Oraya 'biyofarmamikronükleotizasyonimünilerikantatifi' yazıp 'ara'ya bastığınızda karşınıza çıkanları anlamakta iPod'un size yardımcı olmayacağından emin olabilirsiniz.
Madem ki teknolojiye meraklısınız, ilerki zamanları düşünerek yaşam kurtarıcı teknolojilerle de flört etmeye başlayın. Dedim ya, 4000 hekim İstanbul'a geldi. Kimi birşeyolog, kimi başkabirşeyolog. Ortak söylemleri "Ağrı dindirmek bir insan hakkı sayılmalıdır" idi. Hakkınızı arayın. Ne yazık ki, hak arama Google aracılığıyla yapılamıyor henüz. Belki bir gün "Benim hakkımı ara" butonu da eklerler ama siz yine de tedbirinizi alın. Ne demiş Isabelle Alende? "Hayattaki bütün trajediler ortak bir trajedide birleşir aslında; o da zamanın akışı..."